Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 121

2. Manevî tazminat

2. Manevî tazminat

Madde 121 - Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

I-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 03.06.2009, E: 2009/3-174, K: 2009/235:

“… Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili ile davalının 05.06.2005 tarihinde resmi nikah olmaksızın düğün yaparak evlendiklerini, bir süre karı koca hayatı yaşadıklarını, davalının resmi nikah yapmaması nedeniyle nişanın bozulduğunu beyanla psikolojik tedavi gören müvekkili lehine 3.000.00 YTL maddi, 10.000.00 YTL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesi ile; müvekkilinin düğün tarihinde SSK’lı olarak işe yeni başladığını, 120 günlük sağlık sigorta süresinin dolmadığını, davacının, babasının sağlık sigortası güvencesinde bulunduğu için resmi nikah istemediğini, sigorta süresi dolunca resmi nikah işlemlerine başladığını, ancak davacının resmi nikaha yanaşmadığını, baba evine gittiğini beyanla davanın reddini savunmuştur. …

Somut olayda; davacı ile davalı nişanlandıktan sonra düğün yaparak gayri resmi şekilde bir araya gelmişler ve uzun süre birlikte yaşamışlardır. Bu durumda nişandan ve yasal olarak korunması gereken bir birliktelikten söz edilmesi mümkün değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık haksız fiil olarak nitelendirip buna göre çözümlenmesi gerekir.

Bu durumda davanın dayanağı haksız fiil olup, haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklara genel mahkemede bakılması gerektiğine göre; Yerel Mahkemece, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. …”

2-) YHGK, T: 20.09.2006, E: 2006/3-533, K: 2006/566:

“... Davacı, hiçbir haklı gerekçe göstermeden nişanı bozan davalının başka köyden kız istettiği yönünde söylentiler çıkması nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğradığından 10.000.000.000 TL. manevî tazminatın yasal faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, 5.000.000.000 lira manevî tazminatın tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. …

Bir nişanın bozulmasının, taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratması ve menfaatleri haleldar etmesi doğaldır. Doğal olan bu üzüntü ve menfaat ihlali manevî tazminata esas alınamaz. Çünkü kanun kişilik hakkının saldırıya uğramasını aramaktadır.

Tanıkların beyanlarından tarafların kısa bir süre nişanlı kaldığı, davacının daha önce de nişanlanıp ayrıldığı ve bir ay sonra davalı ile nişanlandığı, köyde nişanın bozulmasının yeniden nasip çıkmasını etkilemediği anlaşılmaktadır.

O halde, her nişanlılık evlenme sonucunu doğurmayacağından, davalıya yüklenen kusur, tarafların, malî ve ekonomik durumları ile hak ve nesafet kuralları dikkate alındığında hükmedilen manevî tazminat miktarı çok yüksek bulunmuştur …” (Akar / Elverici / Arkan, age, C: I, s: 616).

3-) Y. 3. HD, T: 13.10.2008, E: 2008/10899, K: 2008/16590:

“... Manevî tazminat istenebilmesi için nişanı bozan tarafın ağır kusurlu olması zorunlu değildir. Tazminat isteyen tarafın kişilik haklarına saldırıda bulunulmuş olması yeterlidir.

Somut olayda; yanların evlenmek amacıyla nişanlandıkları, bir süre devam eden nişanlılık süreci içerisinde inançları gereğince kendi istek ve arzularıyla dini nikâh yaptırdıkları dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu durumda resmî nikâhın gerçekleşeceği hususunda davacı da geri dönülmez bir inancın oluştuğu ve bu inanç sonucu yaşadığı beraberlikten hamile kaldığı açıktır. İlişkinin bu boyuta varması da sırf davacının değil, her iki tarafın isteği sonucunda gerçekleşmiştir.

Ancak, ilişkinin yaşanan bu boyutuna rağmen basit bir tartışma bahane edilerek nişan davalı tarafından haksız olarak bozulmuştur. Davalının annesinden kaynaklanan bir tartışmanın büyütülerek hamile bir nişanlının ortada bırakılmış olması onun şeref ve namus duygularını yaralayacağı gibi çevresine karşı da küçük düşürecektir. Kaldı ki davacı da yaşadığı üzüntü nedeniyle bebeğini kaybetmiş, tıp fakültesinde okurken sınıfta kalmış, yaşadığı şehri ve okulunu değiştirmek zorunda kalmıştır.

O halde; yaşanan tartışma sonucunda davacının davalı tarafından hırpalanarak yurduna bırakıldığı, ertesi gün de özel eşyalarının yurda gönderilmek suretiyle nişanın davalı tarafından haksız olarak bozulduğu, resmî nikahın yapılacağı inancı ile nişanlısından hamile kalan davacının bu şekilde terkedilmesinin de onun namus ve şeref duygularını zedeleyeceği gözetilerek, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile olayın özelliğine göre uygun bir miktar tazminata hükmedilmesi gerekirken aksine düşüncelerle davanın tümden reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. …”

4-) Y. 3. HD, T: 08.07.2004, E: 2004/6788, K: 2004/7878:

“ … nişanın bozulmasından dolayı kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan (nişanlıdan) manevi tazminat olarak uygun bir miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Üzüntü duymak başlı başına manevi tazminatı gerektirmez. Manevi tazminat talep edebilmek için, kişilik haklarının ihlali, terkedilen nişanlının şeref ve namus duygularının yaralanmış olması veya çevresine karşı küçük düşmüş, itibarının zedelenmiş olması gerekir …”

II-) Türk Kanunu Medenîsi:

2– Manevi tazminat

Madde 85

Bir taraf kendi kusuru olmaksızın nişanın bozulmasından şahsen fahiş bir surette mutazarrır olmuş ise, hâkim onun zararı manevisini telâfi için münasip bir tazminat hükmedebilir.

Manevi tazminat dâvası, mirasçıya intikal etmez; şu kadar ki, miras açıldığı zaman iddia kabul edilmiş veya dâva ikame olunmuş ise mirasçılara intikal eder.

III-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 85 inci maddesini karşılamaktadır.

Yürürlükteki maddede manevî tazminatın koşulları Borçlar Kanunumuzun 3444 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki hükmüne paralel olarak kaleme alındığından, manevî tazminat “şahsen fahiş bir surette mutazarrır olma” koşuluna bağlanmıştır. Oysa Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinde 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle manevî tazminatta “zararın ve kusurun ağırlığı” koşulu kaldırılmıştır. Bu değişikliğe rağmen niteliği ve amacı aynı olan bu maddedeki manevî tazminatın ağır zarar koşuluna bağlı tutulması haklı ve yerinde görülmemiştir. Öte yandan maddede hükmedilecek manevî tazminatın bir miktar paranın ödenmesi şeklindeki bir tazminat olduğu açıkça vurgulanmış, burada manevî tazminatın diğer şekillerine yer verilmediği ifade edilmek istenmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen manevî tazminatın mirasçılara intikal edip etmeyeceği sorunu, 25 inci maddenin dördüncü fıkrasında hükme bağlanmış olan genel kurala bırakılmıştır. Manevî tazminatın mirasçılara intikal edip etmeyeceği, ayrıca bunun başkalarına devir edilip edilmeyeceği 25 inci maddede hükme bağlanmış olduğundan bu maddede yeniden kaleme alınması yerinde görülmemiştir. 3444 sayılı Kanunla yürürlükteki Kanunun 24/a maddesi hükmü kabul edilmeden önce, bu sorun yürürlükteki Kanunun 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında hükme bağlanmış idi. Bu düzenleme karşısında buradaki özel hükmün diğer manevî tazminatlar için de geçerli olup olmadığı konusunda önemli tartışmalar yapılmaktaydı. Bu konu 25 inci maddede genel hüküm olarak düzenlendikten sonra artık manevî tazminatla ilgili özel hükümlerde aynı kuralın tekrarlanması isabetli olmayacaktır.

IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

Hükmün, kaynak İsviçre Medenî Kanunu’nda bir karşılığı bulunmamaktadır.


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.