Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 559

III. Hak düşürücü süreler

III. Hak düşürücü süreler

Madde 559 - İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer.

Hükümsüzlük, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.

I-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 08.06.2005, E: 2005/2-341, K: 2005/378:

“... iptal davası, … her halde vasiyetnamenin açılması tarihinden itibaren ... sene geçmekle müruruzamana uğrar ... El yazısı vasiyetnamenin açılıp açılmadığı araştırılmadan ve toplanan deliller bu çerçevede değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…”

2-) YHGK, T: 07.07.1993, E: 1993/2-392, K: 1993/508:

“… Dava, geçersiz vasiyetnameye istinaden dava konusu taşınmazlarla ilgili olarak davalı adına intikalen oluşturulan tapu kayıtlarının, iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Dava, miras bırakan Faki Kasım Demiral miras şirketine, tayin edilen mümessil tarafından yürütülmüştür. Davalı, mirasçı olmayıp üçüncü şahıs durumundadır. Miras bırakan Faki Kasım, Adilcevaz Noterliğinde düzenlenen 7.7.1967 gün ve 372 Y. nolu vasiyetname ile tapuda kendi adına olan çekişmeli taşınmazlara ait hisselerini, davalıya vasiyet etmiş ve 1.4.1972 tarihinde de ölmüştür.

Vasiyetnameden yararlanan davalı, 1978 yılında vasiyetnameyi elden ve doğrudan doğruya tapu memurluğuna ibraz suretiyle vasiyet konusu taşınmaz malların mülkiyetinin adına geçirilmesini sağlamıştır. Oysa, tapuda, taşınmaz mal tescil şartlarını düzenleyen Tapu Sicil Nizamnamesinin 19/2. maddesinde, vasiyet halinde intikalin söz konusu olduğu durumlarda, eğer tescil bir musaleh tarafından dermeyan ediliyorsa, hakimler tarafından tescil icrası için yazılan bir tezkere ile vasiyetnamenin musaddak suretinin gerekli bulunduğu, hükmüne yer verilmiştir. Her ne kadar bir vasiyetnamenin geçerliliğinin kabulü için Sulh Hakiminin onayı zorunlu değilse de, vasiyetnameye istinaden tapuda yapılacak mülkiyet intikallerinin tescili işlemlerinde yetkili hakim yazısı veya yine hakimce verilmiş bir belgenin ibrazı gerekir. Kaldı ki intikale esas alınan ve muayyen mal vasiyetini öngördüğü anlaşılan vasiyetname M.K. 482/2. maddesi koşullarını da taşımamaktadır. Ayrıca da ölüme bağlı tasarrufların iptali ile ilgili olarak açılacak iptal davalarında zamanaşımını düzenleyen M.K. 501. maddesinin son fıkrasında, butlan iddiasının def’i yoluyla her zaman ileri sürülebileceği hükme bağlandığı gibi, geçersiz olmakla dayanaktan yoksun bulunan dava konusu taşınmaz malların tapuda yapılan intikal işlemine yönelik dava da, genel hükümler dışında, zamanaşımına tabi tutulamaz.

Bu durumda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru değildir.

O halde Usul ve Yasa’ya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır. …”

3-) Y. 3. HD, T: 08.02.2010, E: 2009/18641, K: 2010/1568:

“… davanın TMK’nın 559. maddesinde düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 17. maddesi uyarınca; mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir.

Yanların ortak murisi 12.07.1987 tarihinde vefat etmiştir. Bu durumda olayın çözümünde uygulanacak yasa hükmü 4721 sayılı Yasa hükümleri olmayıp, murisin ölüm tarihinde yürürlükte olan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleridir. Bu Kanun’un 501. maddesinde düzenlenen süre de hak düşürücü süre değil, zamanaşımı süresidir. O halde mahkemece davalıların herhangi bir zamanaşımı definde bulunmadıkları gözetilerek davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken… ”

4-) Y. 3. HD, T: 15.09.2009, E: 2009/12750, K: 2009/13819:

“… Davacı vekili; … tarafından Beyoğlu 17. Noterliğinde düzenlenen 13.05.2005 tarihli vasiyetname ile müvekkiline Ataköy’de 43 ve 51, Şişli’de 8, Bakırköy’de 22 nolu bağımsız bölümlerin ve bankadaki tüm mevduatın intifa hakkının vasiyet edildiğini, gayrimenkullerin kuru mülkiyetinin Darüşşafaka Cemiyeti’ne, ana paranın Mehmetçik Vakfı’na bırakıldığını, bu nedenle muayyen mal vasiyetini içeren vasiyetnamenin tenfizi ile taşınmazların intifa hakları ile mevduatın gelirlerinin davacıya ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davaya müdahil davacı olarak katılan Darüşşafaka Cemiyeti ve Mehmetçik Vakfı Vekilleri ise; taşınmazların kuru mülkiyetlerinin ve ana paranın kendileri adına tescilini talep etmişlerdir. …

Davacının isteğinde dayandığı müteveffa İbrahim tarafından Beyoğlu 17. Noterliğinde düzenlenen 13.05.2005 tarihli vasiyetnamenin açılması istenmiş,

Bakırköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2008/1194-2008/594 sayılı davada bir kısım mirasçılar vasiyetnameye itirazda bulunacaklarını belirtmişler, ancak açılma işlemi tamamlanarak, 03.06.2008 tarihinde davacının muayyen mal alacaklısı olduğunun tespitine karar verilmiş ve karar ilgililere tebliğ edilmiştir. Karar sureti dosyaya konulmuş ise de, kesinleşme şerhi mevcut değildir.

Hukuk Genel Kurulu’nun 13.02.1991 gün 648-65 sayılı kararında vurgulandığı üzere, vasiyetnamenin tenfizi diye adlandırılan davalar bir ayn(i) hakkın tesisi için değil, yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesince açılan vasiyetnamenin Türk Medeni Kanunun 596 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tebliğ işlemlerinin tamamlanmasından ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra, herhangi bir itiraza uğramadığı ve iptalinin istenmediği veya itirazların sonuçsuz kaldığının, bu nedenle de kesinleşmiş olduğunun tesbiti içindir.

Bu tesbit başlı başına ayn(i) bir hakkın geçirimini sağlamaz. …

Somut olayda; davacı, vasiyetnamenin öncelikle infazını ve intifa hakkının adına tescilini istemektedir. …

… vasiyetname 03.06.2008 tarihinde, açılıp okunmuş bu dava ise 11.06.2008 tarihinde açılmış olup, 14.10.2008 tarihinde sonuçlandırılmıştır. Öncelikle vasiyetnamenin açılmasına ilişkin kararın kesinleşme tarihi şerhini içerir onaylı sureti ilgili mahkemeden getirtilerek dosya içine konulmalıdır.

Bunun dışında, vasiyetnamenin iptali davası açılması halinde … verilecek hüküm, vasiyetnamenin yerine getirilmesine ilişkin bu davanın sonucunu etkileyecek nitelikte olduğundan bir yıllık iptal davası açma süresi (TMK.md.559) ve açılmış dava varsa sonucu beklenmeden hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.

Kabule göre ise; davacı yanında davaya katılan Cemiyet ve Vakfın kuru mülkiyetin ve mevduatın adlarına tescili talebinin incelemesiz bırakılması, muayyen mal vasiyetinin bağış olarak nitelendirilmesi de doğru görülmemiştir. …”

5-) Y. 2. HD, T: 29.04.2003, E: 2003/3337, K: 2003/6305:

“… Vasiyetname Gelibolu Sulh Hukuk Mahkemesinde 2000/490 sayılı dosyası ile 23.1.2001’de açılmıştır. Dava aradan onbir ay sekiz gün geçtikten sonra bir yıllık zamanaşımı süresi içersinde 31.12.2001’de ikame edilmiştir. (743 s. TMK. md. 501) (4721 s. MK. m. 559) İşin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. …”

II-) Türk Kanunu Medenîsi:

III. Müruru zaman

Madde 501

İptal dâvası, müddeinin tasarrufa ve butlanın sebebine muttali olduğu günden itibaren bir sene ve her halde vasiyetnamenin açılması tarihinden itibaren beş sene geçmekle müruru zamana uğrar. Tasarrufun butlanı gerek kanuna muhalefet ve âdabı umumiyeye mugayeretten gerek ademi ehliyetten neşet etsin; sui niyet sahibi olan müdeaaleyhe karşı iptal dâvası, ancak otuz senenin geçmesiyle sakıt olur.

Butlan, defi tarikiyle her zaman dermeyan olunabilir.

III-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 501 inci maddesini karşılamaktadır.

Gerek yürürlükteki bu maddede gerek İsviçre Medenî Kanununun bunu karşılayan 521 inci maddesinde iptal davaları için belirtilen süreler zamanaşımı süresi olarak öngörülmüştür. Bu sürenin niteliği tartışmalı olmakla birlikte, bunun zamanaşımı değil, bir hak düşürücü süre olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır. İsviçre Özel Hukuku ile ilgili şerhin yazarı Paul Piotet, Schweizerisches Privatrecht, Erbrecht IV/l, sh. 276-277’de buradaki sürenin Federal Mahkeme kararlarına (BGE 86 II 340; 98 II 176) da dayanarak bir hak düşürücü süre olduğunu kabul etmektedir.

Burada düzenlenen davanın yenilik doğurucu bir hakkın kullanılması niteliği taşıdığı, bu davanın bir eda davası olmadığı göz önünde tutularak madde hak düşürücü süre olarak düzenlenmiş ve kaleme alınmıştır.

Maddede öngörülen bir, beş ve otuz yıllık süreler yerine bir, on ve yirmi yıllık süreler kabul edilmiştir. Maddenin aslı olan İsviçre Medenî Kanununun 521 inci maddesinde bu süreler bir, on ve otuz yıl olarak öngörülmüştür.

Bizde olağanüstü zamanaşımı ile mülkiyetin kazanılmasında zamanaşımı süresi 20 yıl iken, İsviçre Medenî Kanununun bunu karşılayan 662 nci maddesinde bu süre otuz yıl kabul edilmiştir. İsviçre Medenî Kanununun 521 inci maddesinde otuz yıllık sürenin kabul ediliş gerekçesi budur. Bu nedenle 713 üncü maddede olduğu gibi bu maddede de Kaynaktan ayrılmak suretiyle iki madde arasında paralellik sağlamak üzere otuz yıllık süre yirmi yıla indirilmiş, beş yıllık süre kaynak Kanuna paralel olarak 10 yıla çıkarılmıştır.

IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

III. Verjährung

Art. 521

1 Die Ungültigkeitsklage verjährt mit Ablauf eines Jahres, von dem Zeitpunkt an gerechnet, da der Kläger von der Verfügung und dem Ungültigkeitsgrund Kenntnis erhalten hat, und in jedem Falle mit Ablauf von zehn Jahren, vom Tage der Eröffnung der Verfügung an gerechnet.

2 Gegenüber einem bösgläubigen Bedachten verjährt sie im Falle der Verfügungsunfähigkeit des Erblassers oder der Rechtswidrigkeit oder Unsittlichkeit unter allen Umständen erst mit dem Ablauf von 30 Jahren.

3 Einredeweise kann die Ungültigkeit einer Verfügung jederzeit geltend gemacht werden.

2-) CCS:

III. Prescription

Art. 521

1 L’action se prescrit par un an à compter du jour où le demandeur a eu connaissance de la disposition et de la cause de nullité; dans tous les cas, par dix ans dès la date de l’ouverture de l’acte.

2 Elle ne se prescrit que par trente ans contre le défendeur de mauvaise foi, lorsque les dispositions sont nulles en raison soit de leur caractère illicite ou immoral, soit de l’incapacité de leur auteur.

3 La nullité peut être opposée en tout temps par voie d’exception.

 

 

Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.