Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 560

1. Genel olarak

B. Tenkis davası

I. Koşulları

1. Genel olarak

Madde 560 - Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.

Yasal mirasçıların paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece paylaştırma kuralları sayılır.

I-) Yargı Kararları:

1-) YİBK, T: 22.05.1987, E: 1986/4, K: 1987/5:

“… Miras bırakanın yaptığı temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçe ile Borçlar Kanununun 18. maddesine dayalı muvazaa nedeniyle iptal - tescil davası da açabileceklerine … karar verildi.” (RG. 05.10.1987; S: 19595).

2-) YHGK, T: 07.12.2005, E: 2005/1-670, K: 2005/704:

“… Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil, olmadığı takdirde tenkis istemlerine ilişkindir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 8 parsel sayılı taşınmazın 27.08.1987 tarihli akidle ve satış yoluyla davalı adına tescil edildiği görülmektedir.

Davacı, anılan temlikteki satış bedelinin ortak miras bırakan tarafından ödendiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

Saptanan temlik tarzına göre, olayda 01.04.1974 tarih, 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı açıktır. Öyle ise; tapu iptal ve tescil isteğinin reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.

Ancak davada iptal isteği yanında tenkis talebinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Koşulların bulunması halinde tenkis hükümlerinin olayda uygulama yeri bulacağı kuşkusuzdur.

Bilindiği üzere; tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir (MK.565). Miras bırakanın Medenî Kanun’un 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı ob(j)ektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedele(me) kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medenî Kanunun 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medenî Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanun’un 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (sabit tenkis oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (MK.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca sür’atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.

Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek gerekli incelemenin yapılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir...

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca …delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir. …”

3-) Y. 16. HD, T: 26.03.2010, E: 2010/2184, K: 2010/2527:

“… Davacılar, davalının annesi, kendilerinin anneannesi olan miras bırakan N. Ç.’ın sağlığında kendilerinden mal kaçırmak amacıyla Solaklar Köyünde bulunan bir kısım taşınmazlarını davalıya hibe ettiğini, böylelikle saklı paylarının ihlal edildiğini belirterek, yapılan temliklerin saklı payları oranında tenkisen iptaline karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne, her bir davacı için 13.847,92’şer TL’nin davalıdan alınıp davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Hükme esas alınan 24.04.2007 tarihli bilirkişi raporunda, terekenin ölüm tarihindeki değeri hesaplanırken, davalıya bağışlanan 1057 parsel içinde bulunan ahır, davalı tarafından yaptırıldığından bahisle tenkis hesabında dikkate alınmamış olup, bu rapora davacıların da herhangi bir itirazı olmadığı halde, sabit tenkis oranı bulunduktan sonra davalının seçimlik hakkını kullandığı tarihte temlike konu taşınmazların değerleri yeniden belirlenirken sözü edilen ahırın değerinin de bu miktara eklenmesi suretiyle davalıdan tenkis edilecek miktarın fazla tayin edilmiş olması isabetsiz olduğu gibi, dava dilekçesinde faiz talepleri olmadığı halde 24.11.2009 tarihli oturumda faiz talep eden davacılar usulüne uygun herhangi bir ıslah talebinde bulunmamış olmalarına rağmen davacılar Semra ile Sema yararına takdir edilen miktarlara faiz takdir edilmesi de yerinde bulunmadığından… ”

4-) Y. 2. HD, T: 18.06.2009, E: 2008/6125, K: 2009/11861:

“… 1- Davacılar, mirasbırakanın davalıya ölüme bağlı tasarrufla yaptığı kazandırmanın tenkisini istemişlerdir. Mirasbırakan, sağlığında davacılardan Ayten’e de tenkise tabi nitelikte bir kısım taşınmazları “hibe” suretiyle karşılıksız olarak temlik etmiştir. Davacı Ayten’e temlik edilen tenkise tabi nitelikteki bu taşınmazların ölüm günündeki değerleri, terekenin aktifine ilave edildiği (TKM. md. 455) halde; bu kazandırmaların, bundan yararlanan davacının saklı payından indirilmemesi, bunun sonucu olarak davacı Ayten’in el atılan saklı payının hatalı hesaplanması doğru bulunmamıştır.

2- Sabit tenkis oranı; davacıların el atılan saklı paylarının toplamının; davalıya yapılan kazandırmaların tümüne oranıdır. Davacıların net tereke üzerinden hesaplanan saklı paylarından; temlik dışı terekeden aldıkları miras payları ve davacı Ayten yönünden yukarıda 1. bentte gösterilen kazandırma miktarı da indirildikten sonra kalan miktarların gerçek el atma olduğu gözetilerek, her bir davacının el atılan saklı paylarının açıklanan şekilde ayrı ayrı hesaplanması gerekirken, bu yönde hesap yapılmayarak davacılarından sadece birinin saklı payının esas alınıp, bunun ikiye bölünmesi suretiyle oran tespitine gidilmesi de hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. …”

5-) Y. 2. HD, T: 16.03.2009, E: 2007/20116, K: 2009/4596:

“… Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. (4722 s. K. md.17)

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı Mustafa saklı paylı mirasçı olduğundan ona yapılan kazandırmadan kendi saklı payının indirilmesi (TKM. m.503) gerekirken bu hususun nazara alınmaması doğru değil ise de, yapılan yanlışlık temyiz eden davalının lehine durum hasıl ettiğinden, aleyhe bozma yapılamayacağından aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- Tenkis davalarında faize tercih tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekirken bu yön gözetilmeden tenkis bedeline dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı ise de, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu yönden düzeltilerek onanması gerekmiştir. (HUMK. md. 438/7)…”

6-) Y. 2. HD, T: 29.03.1993, E: 1993/1852, K:1993/2937:

“… ’Yakın kan hısımlığı ve aile münasebetlerinden doğan bağlar, kanun koyucuları, bazı kanuni mirasçılara miras hisselerinin belirli kısmı üzerinde, murisin iradesiyle bertaraf edilmeyen bir hak tanınmaya zorlamıştır. Kanunun öngördüğü istisnalar … dışında murisin iradesi ile bertaraf edilmeyen bu hakka, mahfuz hisse (M.K. (m). 453) kendilerine böyle bir hak tanınan kimselere de mahfuz hisse sahibi adı verilir." İşte bu hakkı murisin, ihlal ve tecavüzlerine karşı koruma davalarına tenkis davası denmektedir. İsviçre Türk Medenî kanununda mahfuz hisse kanuni bir miras hakkı olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Böylece mahfuz hissesine tecavüz edilen kişinin bir alacaklı değil, miras hakkı ihlal edilen kişi olarak değerlendirilmesi zorunluluğu ortaya çıkar. Tenkis davası bir miras payının tamamlanması davasıdır.

Tenkis davası, murisin mahfuz hisseyi ihlal eden ölüme bağlı veya sağlar arası teberrularının kanuni hadde indirilmesini amaçlar. Dava mahiyeti itibariyle yenilik doğuran bir davadır. Ancak tasarrufa konu malın lehtarın eline geçmiş olması halinde eda istemini de kapsar. Tenkis kararı bu hali ile iki kısımda mütalaa edilmelidir. Birinci kısım muris tasarruflarının mahfuz hisse sınırına indirilmesini emreder ve o tasarrufu değiştirir. İkinci kısım ise lüzumu halinde mahfuz hisseyi tamamlamayı (edayı) emreder. İşte kanunu yorumlarken bu özellikle dikkate almak haklar dengesi bakımından önem kazanmıştır. …”

II-) Türk Kanunu Medenîsi:

B TENKİS DÂVASI

I. Şartları

1- Umumi surette

Madde 502

Mahfuz hisselerinin baliğ olduğu miktarı alamıyan mirasçılar, tasarruf nisabını tecavüz eden teberruun tenkisini dâva edebilirler.

Müteveffanın, hilâfını kasdettiği tasarruftan anlaşılmadıkça kanuni mirasçıların hisselerine dair tasarrufta mevcut hükümler, alelâde taksim kaideleri gibi telâkki olunur.

III-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 502 nci maddesini karşılamaktadır.

Madde kenar başlıkları ile birlikte arılaştırılmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.

IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

B. Herabsetzungsklage

I. Voraussetzungen

1. Im allgemeinen

Art. 522

1 Hat der Erblasser seine Verfügungsbefugnis überschritten, so können die Erben, die nicht dem Werte nach ihren Pflichtteil erhalten, die Herabsetzung der Verfügung auf das erlaubte Mass verlangen.

2 Enthält die Verfügung Bestimmungen über die Teile der gesetzlichen Erben, so sind sie, wenn kein anderer Wille des Erblassers aus der Verfügung ersichtlich ist, als blosse Teilungsvorschriften aufzufassen.

2-) CCS:

B. De l’action en réduction

I. Conditions

1. En général

Art. 522

1 Les héritiers qui ne reçoivent pas le montant de leur réserve ont l’action en réduction jusqu’à due concurrence contre les libéralités qui excédent la quotité disponible.

2 Les clauses relatives aux lots des héritiers légaux sont tenues pour de simples règles de partage, si la disposition ne révèle pas une intention contraire de son auteur.

 

 

Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.