I. Sebepleri
B. Mirasçılıktan çıkarma
I. Sebepleri
Madde 510 - Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:
1. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,
2. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.
I-) Yargı Kararları:
1-) YİBK, T: 07.12.1955, E: 1955/11, K: 1955/24:
Bkz. madde 318.
2-) YHGK, T: 25.09.2024, E: 2023/53, K: 2024/464:
“… I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin babası ...’ın 07.10.2009 tarihinde vefat ettiğini, miras bırakan tarafından 10.01.2008 tarihinde noterde düzenlenen vasiyetnamenin 19.12.2011 tarihinde açıldığını ve müvekkilinin bu vasiyetnameyle mirasçılıktan çıkarıldığını öğrendiğini, mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak gösterilen hususların doğru olmadığını, müvekkilinin hayatı boyunca babasının tüm ihtiyaçlarını giderdiğini ve işçisi gibi tüm taleplerini yerine getirdiğini, babasının ailesinden kalan taşınmazlarla hayatını idame ettirirken müvekkilinin bu taşınmazlarla ilgili iş ve işlemleri yürüterek babasının mal varlığını çoğalttığını, … onun istediği kişiyle evlenmediği için babasıyla aralarının açıldığını, müvekkilini ıskat eden vasiyetin tümüyle diğer mirasçı davalılara haksız çıkar sağlama amacı taşıdığını, vasiyeti aslında davalıların düzenlettirdiklerini, ayrıca vasiyetname tarihinde miras bırakanın yaşı nedeniyle eyleminin sonuçlarını tam olarak kavrayabilecek yeterlilikte olmadığını, bu hâliyle içeriği, bağlandığı koşullar ve yüklemelerin hukuka aykırı olduğunu ileri sürdüğü vasiyetnamenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 557/3 maddesi gereği iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili; davanın süresinde açılmadığını, davacının babasından aldığı 31.01.2003 tarihli vekâletnameyi kötüye kullanarak çok sayıda taşınmazı satış vaadi sözleşmeleriyle dava dışı ... isimli kişiye sattığını, alıcının açtığı ferağa icbar davasının derdest olduğunu ve incelenmesi gerektiğini, satıştan murise hiçbir bedel ödenmediğini, … 20 parseldeki taşınmazı kat karşılığı inşaata veren davacının babasına ait olan 4 numaralı daireyi vekâleti kötüye kullanıp dolambaçlı yollarla kendi üzerine kaydettirdiğini, aynı yerdeki 1 numaralı dairenin ise kira bedelini tahsil edip babasına hiçbir ödeme yapmadığını, … 3 parseldeki hisseyi kendi eşine satıp üzerine ipotek tesis ettirdiğini, … 10 parsel sayılı taşınmazdaki 10 numaralı daire yükleniciye aitken ... adına kaydettirdiğini ve kredi çekerek ipotek altına aldığını, bir evlada yakışmayacak şekilde babasına, annesi ve babaannesine tehdit ve hakaretlerde bulunarak yüz kızartıcı davranışlar içerisine girdiğini ve murisin bu hususu vasiyetnamesinde acı şekilde açıkladığını, felç geçirdiği dönemde davacının babasıyla hiç ilgilenmediğini ve ailesine karşı mükellef olduğu bakım yükümlülüklerini yerine getirmediğini, muris öldükten sonra dahi kötü davranışlara devam eden davacının murise ve diğer mirasçılara karşı suç işlediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece Mahkemesinin 27.03.2018 tarihli ve 2012/204 Esas, 2018/98 Karar sayılı ilk kararı ile; murisin vasiyetname düzenleme tarihi itibariyle fiil ehliyetini haiz olduğunun dosya kapsamında toplanan delillerle sabit olduğu, bu sebeple vasiyetnamenin iptali koşullarının oluşmadığı şeklindeki gerekçeyle davanın reddine hükmedilmiştir.
2. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 14.02.2019 tarihli, 2018/1262 Esas, 2019/224 Karar sayılı kararıyla; Mahkemece yalnızca ehliyetsizlik iddiası yönünden inceleme yapılıp, davacı tarafın ıskatın haklı olmadığı iddiaları üzerinde durulmaksızın karar verildiği oysa ispat yükünün davalı üzerinde olduğu gözetilerek murisin davacıyı mirastan çıkarmakta haklı olup olmadığı belirlenmesi, mirasçılıktan çıkarmanın tasarruf nisabı oranında geçerli olacağı, davacının saklı payını isteyebileceği, davaya tenkis davası olarak devam edebileceği göz önünde tutularak değerlendirme yapılması gerekirken bu hususa ilişkin deliller değerlendirilmeden karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle mahkeme kararı ortadan kaldırılarak bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
3. Mahkemenin 04.04.2019 tarihli, 2019/89 Esas, 2019/117 Karar sayılı kararıyla; dava konusu vasiyetnamede davacının babasından aldığı vekâletnameler vasıtasıyla kendi menfaatine, muris ve diğer mirasçıların aleyhine hareket ettiği belirtilerek vekil sıfatıyla yapılan hukuki işlemlerin ayrı ayrı sıralandığı, davalı tanıklarının davacının muris babası ...’tan almış olduğu vekâletnameleri kötüye kullandığını, babası tarafından bu husus öğrenildikten sonra aralarında tartışmalar yaşandığını beyan ettiği, davalı tarafça cevap dilekçesine ekli ve davacı tarafından düzenlendiği anlaşılan taahhütname ve sözleşmedir başlıklı belge içeriğinden davacının, eşi ... adına kendi miras hissesine mahsuben yaptığını belirttiği devirlere ilişkin olarak murisin rızasının olmadığının vasiyetname içeriğinden anlaşıldığı, tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde murisin vasiyet tarihinde hukuki işlem ehliyetinin olduğu, vasiyetnamenin davacıyı mirasçılıktan çıkarma iradesiyle düzenlendiği, davacının muris babasının vermiş olduğu vekâletnameyi kötüye kullanmak suretiyle rızası dışında devirler yaptığı ve bu suretle davalı tarafın 4721 sayılı Kanun’un 510 uncu maddesinde yazılı mirasçılıktan çıkarma koşullarının oluştuğunu ispat ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
…
Bölge Adliye Mahkemesinin 03.10.2019 tarihli ve 2019/1186 Esas, 2019/1149 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "… Somut olayda; davaya konu vasiyetname incelendiğinde, mirasbırakanın, “... Oğlum ...’a itimat ederek verdiğim çeşitli vekâletnameler neticesinde adıma yaptığı işlemlerde kendi menfaatine ve diğer evlatlarımın zararına hareket ettiğinden, rahmetli annem aleyhine konuşarak ve bana da bir evladın babasına söyleyemeyeceği sözler ile argo sözler söyleyerek toplum içerisinde beni rencide ettiğinden...” demek suretiyle çıkarma sebebini bildirdiği görülmektedir. Çıkarma sebebi olarak gösterilen “ vekâletin kötüye kullanılması” hali, Türk Borçlar Kanununda düzenlenen vekâlet ilişkisinin bir sonucu olup, aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali kapsamında değerlendirilemeyecektir. Dosya kapsamında toplanan delillere göre, diğer çıkarma sebeplerinin varlığı da ispat külfeti üzerinde bulunan davalılar tarafından ispat edilememiştir.
Hâl böyle olunca, ilk derece mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, “vekâletin kötüye kullanılması” hâlinin çıkarma sebebi sayılamayacağı, diğer çıkarma sebeplerinin varlığının ise davalılar tarafından ispat edilemediği, TMK’nın 512/3 maddesi gereğince, ölüme bağlı tasarrufun davacının saklı payı dışında (tasarruf nisabı oranında) yerine getirileceği, diğer bir anlatımla davacının saklı payını talep edebileceği dikkate alınarak, davaya tenkis davası olarak devam edilmesi gerektiği gözetilmeden, istemin tümden reddedilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…" şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Verilen Direnme Kararı
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mirasçılıktan çıkarma şartlarının dosya kapsamı itibarıyla ispatlandığı yönündeki ilk karar gerekçesi yanında, davanın vasiyetnamenin iptali talebiyle açıldığı, tenkis yönünden ise talep bulunmadığı, bu nedenle taleple bağlılık ilkesi gereğince tenkis davası olarak yargılamaya devam edilemeyeceği belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
…
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mirasçılıktan çıkarma içeren vasiyetnamenin iptali talep edilen somut olayda,
I- Vekâlet görevinin kötüye kullanılması iddiasının mirasçılıktan çıkarma nedeni olarak kabul edilip edilemeyeceği,
II- İleri sürülen diğer mirasçılıktan çıkarma sebeplerinin varlığının dosya kapsamı itibarıyla davalı tarafça ispatlanıp ispatlanamadığı,
III- İlk iki uyuşmazlıkta mirasçılıktan çıkarma koşullarının oluşmadığı sonucuna varılacak olursa, yargılamaya tenkis davası olarak devam edilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırılık teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
…
2. Değerlendirme
1. Dava, mirasçılıktan çıkarma içeren vasiyetnamenin iptali istemine ilişkin olup uyuşmazlıkların çözümlenebilmesi için öncelikle konuyla ilgili kavram ve hükümlerin ortaya konulması, sonrasında her bir uyuşmazlığın yapılan bu açıklamalar ışığında ayrı ayrı ele alınması gerekir.
…
(I) Numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan değerlendirme:
33. Direnmeye konu uyuşmazlık noktalarından ilki; miras bırakanın, davacı oğluna verdiği vekâletnameleri kötüye kullanarak gerek kendisi gerekse diğer mirasçılar aleyhine hareket ettiği iddiasından kaynaklanmaktadır.
34. Davaya konu vasiyetnamede ... mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak öncelikle oğluna itimat ederek verdiği vekâletnamelerin kötüye kullanılması iddiasını göstermiş; bu kapsamda bazı taşınmazların ... tarafından rızası dışında kendisi ve eşi adına tescil ettirildiğini, üzerilerine ipotek tesis ettirdiğini, topladığı kira bedellerini ödemediğini açıklamıştır. Söz konusu vekâletnameler dosyaya sunulmamış olmakla birlikte, miras bırakanın sahip olduğu taşınmazlarla ilgili işleri takip etmesi, inşaat işleriyle ilgilenmesi için oğlu olan davacıyı vekil tayin ettiği hususu taraflar arasında çekişmesizdir.
35. Vekâlet, borçlar hukukunun konusunu teşkil eden bir sözleşme tipi olarak bu sözleşmede tarafların hak ve borçları 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nda 386 ilâ 398 inci maddeler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda ise 502 ilâ 514 üncü maddeler arasında düzenlenmiştir. Vekâlet sözleşmesine aykırı hareket edildiği iddiasında bulunan taraf bu hükümler çerçevesinde karşı tarafın sorumluluğuna gidebilir. Bu, borçlar hukukuna ait bir sorumluluk türüdür. Oysa yukarıda 11-20 nci bentlerde de açıklandığı üzere, mirasçılıktan çıkarılma koşullarının var olduğunun kabul edilebilmesi için mirasçının miras bırakan veya yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesi yahut miras bırakan ve aile üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi şarttır. Vekâletin kötüye kullanılması tek başına mirasçılıktan çıkarılmayı gerektirir bir durumun varlığını kabul etmeye elverişli değildir. Özel Daire de bozma kararında aynı duruma işaret etmiş olup konu her somut olayın özelliği ve ağırlığına göre 4721 sayılı Kanun’un 510-512 nci maddeleri bağlamında değerlendirilmelidir.
36. Nitekim somut olaya bakıldığında davacının vekâlet görevinin bir süre sonra sona erdiği, babasının yeni vekil olarak tayin ettiği damadı ... ile bir araya gelerek dosyaya sunulan 05.07.2007 tarihli "Taahhütname ve Sözleşmedir" başlıklı belgenin imzalandığı, bu protokolde ...’ın müteveffa ...’ı temsilen hareket ettiği ve davacının hangi taşınmazlar üzerinde ne şekilde ve ne sebeple işlemler yaptığına dair açıklamalarını kayıt altına alarak davacının konuyla ilgili taahhütleri kayınpederi adına kabul ettiği gözetildiğinde bu aşamada davacı ve babası arasında herhangi bir anlaşmazlık olmadığı ancak tanık anlatımlarına göre daha sonra sorunlar yaşandığı anlaşılmaktadır.
37. Bu hâlde dosyaya yansıyan delillerden davacının vekil olarak hareket ettiği dönemde 4721 sayılı Kanun’un 322 nci maddesini ağır şekilde ihlâl eder ve 510 uncu maddedeki koşulları sağlar bir eyleminin de mevcut olmadığı, varsa sorumluluğunun Özel Daire kararında belirtildiği üzere borçlar hukuku kaideleri çerçevesinde tartışılması gerektiği, Mahkemenin salt vekâlet verenin iradesi hilafına hareket edildiğinden hareketle mirasçılıktan çıkarma koşullarının oluştuğunu kabul etmesi ve şartları sağlanmadıkça miras bırakanın üzerinde tasarruf yetkisinin olmadığı saklı payından mahrum kalmasına sebep olacak şekilde karar vermesinin hatalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
…
(II) Numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan değerlendirme:
39. Vekâletin kötüye kullanılması iddiasının somut olayda mirasçılıktan çıkarma için aranan koşulları sağlamadığının bu şekilde tespitinden sonra direnmeye konu ikinci uyuşmazlık noktası olan vasiyetnamedeki sair mirasçılıktan çıkarma sebeplerinin varlığının davalı tarafça ispat edilip edilemediği hususu açıklanmalıdır.
40. Dava konusu vasiyetnamede vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasına ilişkin açıklamalardan sonra mirasçılıktan çıkarma için dayanılan ikinci sebep metnin 7 numaralı bendinde "Tüm bu yaptığı işleri öğrendiğimde ise rahmetli annem aleyhine konuşarak ve bana da bir evladın babasına söyleyemeyeceği argo sözler söyleyerek toplum içerisinde beni rencide etmiştir. Bu evladım ... ile bir araya gelmem ve görüşmem hâlinde toplumun gözünde onursuz ve şerefsiz bir insan olacağım katidir. Kendisinin ölçüsüz harcamaları nedeniyle maddi yardımı kestiğim için şahsıma karşı ve arkamdan özellikle ortak köylümüz, tanıdıklarımız nezdinde yaptığı hakaretamiz dedikodular nedeniyle oğlum olarak ...’ı kabul etmem mümkün değildir" şeklinde ifade edilmiştir.
41. Yukarıda ayrıntılı şekilde değinildiği üzere aile üyeleri birbirlerine karşı saygı ve anlayış gösterme ve aile onurunu gözetme yükümlülüğü altındadır. Ancak bu yükümlülüğün karşılıklı olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Somut olayda davacının babasının arzu ettiği kişi ile evlenmeyi reddettiği, bu sebeple baba oğlun arasının açıldığı, davacının kendi istediği kişiyle evlenmek istediği ancak babasının kız isteme merasimine dahi gelmediği, davacının babasıyla barışabilmek için bulduğu her fırsatı değerlendirdiği ancak sonuç alamadığı, aradan uzun zaman geçtikten sonra yakınlarının devreye girmesiyle babanın oğlu ile barıştığı ve mal varlığında bulunan taşınmazlar üzerinde yapılacak inşaatlarla ilgili işleri takip etmesi, kiraları toplaması için güvendiği oğluna vekâlet verdiği, davacının hem vekil hem de bir evlat olarak üzerine düşen edimleri yerine getirdiğini ve babasının mal varlığında ciddi artış olacak şekilde iş ve işlemler yaptığını ancak buna rağmen diğer mirasçı kız kardeşi davalıların yönlendirmesiyle, sırf onlara daha fazla mal kalabilsin diye haksız isnatlarda bulunduğunu beyan ettiği, dinlenen tanık ifadelerinin çoğunun murisin dairelerin bir kısmının devredilmesi nedeniyle aralarının açıldığını belirtmekle beraber davacının muris ve yakınlarına ağır suç teşkil eden bir eylemi, bilhassa aile onuru kıracak bir hakaretinin bulunduğuna yahut araları tümüyle bozulduktan sonra önemli ölçüde ailevi yükümlülüklerini ihlâl ettiğine dair görgülerinin olmadığı, yalnızca davalı ...’ın eşi olan tanık ...’ın kendilerinin tapu devri ile ilgili bu durumu öğrenince kayınpederine aktardıkları ve onun da çok kızdığını, bu sebeple davacı ile tartıştıkları sırada davacının babasına "…bu yaşta niye hâla bize bağırıyorsun,...sen babanın kim olduğunu biliyor musun" şeklinde sözler sarf ettiğini beyan ettiği ve bu tartışmadan sonra babanın oğlunu vekillikten azlettiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında yaşanan tüm bu olaylar birlikte değerlendirildiğinde; davacının karşılıklı tartışma sırasında babasına karşı ağzından çıkan sözlerin hakaret niteliği taşıdığı, bu duruma kızan babanın davacıyı vekillikten azletmesinde ve ölümü hâlinde terekesinden hak edeceği miras payını oğluna bırakmak istememesinde genel hayat tecrübesine aykırı herhangi bir durumun bulunmadığı ancak kanun koyucu tarafından miras bırakanın tasarruf özgürlüğüne karşı korunan saklı payının elinden alınabilmesi için mirasçının 4721 sayılı Kanun’un 510 uncu maddesi anlamında hem objektif hem de subjektif olarak çok daha ağır bir eylem yahut ihmâl içerisinde olması gerektiği, somut olayda bu koşulun gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.
…
43. İlk iki uyuşmazlıkla ilgili değerlendirme sonunda somut olayda mirasçılıktan çıkarma koşullarının oluşmadığı sonucuna oy çokluğuyla varılmakla, bu kabul çerçevesinde üçüncü uyuşmazlığın incelenmesine geçilmiştir.
(III) Numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan değerlendirme:
44. Direnmeye konu üçüncü uyuşmazlık mirasçılıktan çıkarma koşullarının oluşmadığını tespit sonrasında Mahkemenin yargılamaya ne şekilde devam etmesi gerektiğine ilişkindir.
45. Mahkeme davacının hiçbir aşamada tenkis yönünde açık talebinin bulunmadığı, bu sebeple taleple bağlılık ilkesine aykırı olacağından yargılamaya tenkis hükümleri çerçevesinde devam edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesine dayanmıştır.
…
şayet mirasçılıktan çıkarma sebeplerinin varlığı ispat edilemezse veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse "tasarruf mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir" demekle Kanun, çıkarmanın yerinde olmadığını kabul eden Mahkemeye davacı mirasçının saklı payını tespit ve tenkis yönünde inceleme yapma görevini yüklemiştir. Bu hüküm 6100 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasında işaret edilen ve taleple bağlılık kuralının istisnasını teşkil eden bir düzenlemedir.
52. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
53. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
…
"K A R Ş I O Y"
(İkinci Uyuşmazlık Yönünden)
…
müteveffanın vasiyetnamesinde en naif sözcüklerle aktarmaya çalıştığı ve dinlenen tanık beyanlarıyla da doğrulanan, bir evladın babasına onun nesebinin sahih olmadığına dair söylediği sözlerin, yaşadığımız toplumun aile yapısı ve değer yargılarında alelâde bir hakaret ile denk tutulmaması gerektiği, söylenen sözlerin yalnızca babanın değil ailenin de onurunu zedeleyecek ağırlıkta olduğu ve davacı ile babası arasındaki bağları tümüyle koparttığı, tarafların tekrar bir araya gelmesinin mümkün olmadığı da gözetildiğinde miras bırakanın davacıyı bu sebeple mirasçılığından çıkarmak istemesinin haklı olduğu düşüncesindeyim.
7. Bu sebeple ikinci uyuşmazlık yönünden saygıdeğer çoğunluğun görüşüne iştirak etmem mümkün olmamıştır. …”
3-) YHGK, T: 01.04.1990, E: 1990/2-130, K: 1990/239:
“… Miras bırakan, noterde yaptığı 20.8.1973 gün ve 15260 sayılı vasiyetnamede davacı kızını, (kendisini kötüleyerek hacir altına alınması için babasının mahkemeye başvuruda bulunmasını sağladığı, yine babasına tahrikle aleyhinde boşanma davası ikame ettirdiği, davalı kızlarından Seza’nın avukatlığa kabulünü önlemek için İstanbul Baro Başkanlığına müracaatla akli melekelerinin noksan olup avukatlık yapamayacağı ihbarında bulunarak onun geleceği ve ayrıca şeref ve haysiyeti ile oynadığı gibi sebepleri tek tek sayarak mirastan iskat etmiştir. …
Ancak somut olayda, miras bırakanın vasiyetnamesinde iskat için gösterdiği sebeplerin Medenî Kanunun 457. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında belirtilen iskata yeterli nitelik ve ağırlıkta bulunmadığı hususunda yerel mahkeme ile Özel Daire arasında görüş birliği mevcuttur. …”
Not: Kararın diğer kısmı için bkz. madde 512.
4-) Y. 2. HD, T: 02.07.2009, E: 2008/3734, K: 2009/13172:
“… Miras bırakan Yusuf, 21.03.1989 tarihli vasiyetnamesiyle; "oğlu Ercüment’i kendisini öldürmeye teşebbüs ettiğinden ve eşinin kardeşi Cavit’i öldürdüğünden ve bu hususun Manisa Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1988/16 esas, 1988/53 karar sayılı kararıyla sübuta ermiş bulunduğundan bahisle, mirasından ıskat ettiğini bildirmiş, aynı tasarrufunda, Ercüment’in fürularının da terekeden mahfuz hisse talep edemeyeceklerini ... " beyan etmiş, 15.02.2007 tarihinde vefat etmiştir. Davacı Hafize, ıskat edilen Ercüment’in çocuğu, miras bırakan Yusuf’un torunudur. Miras, miras bırakanın ölümüyle açılır (TMK m. 575/1).
Mirasçılık ve mirasın geçişi miras bırakanın ölümü tarihine göre belirlenir. Türk Medeni Kanunu’nun 510/1. maddesi uyarınca ancak "saklı paylı mirasçılar" mirasçılıktan çıkarılabilir. Miras bırakanın ölümü tarihinde oğlu Ercüment sağ olduğuna göre, Hafize’nin mirasın açıldığı tarihte saklı paylı mirasçılığı söz konusu değildir. Dolayısıyla vasiyetnamede yer alan "Ercüment’in fürularına" ilişkin tasarruf Hafize bakımından geçerli değildir. O halde, Hafize ile ilgili tasarruf yönünden davanın kabulüne, vasiyetnamenin "Ercüment’in fürularına" ilişkin bölümünün iptaline karar verilmesi gerekirken, onun yönünden de ret hükmü kurulması doğru bulunmamıştır. …”
5-) Y. 2. HD, T: 10.05.2004, E: 2004/5159, K: 2004/6038:
“… 743 sayılı Medenî Kanunun 457. maddesi (4721 sayılı kanun m. 510); mirasçının miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi yahut mirasçının miras bırakana veya miras bırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi halinde mirasçının mirastan ıskat edilebileceğini hükme bağlamıştır.
Toplanan delillerden; miras bırakanın çocuklarından Halil’in aşırı şekilde borçlandığı, bu borç sebebiylede alacaklıların murisi ölümle tehdit ettikleri, evini kurşunladıkları davacının (Halil’in) kusurlu davranışı sonucu bu durumun doğduğu anlaşılmaktadır. Çocuklarda ailenin huzur ve bütünlüğünü korumak birbirlerine karşı yardım ve saygı göstermek zorundadırlar. Miras bırakan ıskatın sebebinde yanılmamıştır. Iskat yerindedir. Mahkemece davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır…”
II-) Türk Kanunu Medenîsi:
B MİRAS HAKKINDAN İSKAT
I. Sebepleri
Madde 457
Aşağıdaki hallerde mahfuz hisseli mirasçılar, murisin ölüme bağlı tasarrufu ile mirastan iskat edilebilir:
1- Murisine veya yakınlarından birine karşı ağır bir cürüm ika ederse.
2- Murisine veya ailesine karşı kanunen mükellef olduğu vazifeleri ifada büyük bir kusur irtikâp eylerse.
III-) Madde Gerekçesi:
Yürürlükteki Kanunun 457 nci maddesini karşılamaktadır.
Yürürlükteki maddenin (1) nolu bendinde mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak “ağır bir cürüm” öngörülmüş iken, yapılan değişiklikle bunun yerine “ağır bir suç” deyimi kullanılmıştır. Nitekim maddenin İsviçre Medenî Kanunundaki aslı olan 477 nci maddesinde ve bundan esinlenen 1984 tarihli Öntasarıda da “cürüm” yerine “suç” sözcüğü kullanılmıştır.
Mirasçılıktan çıkarılanın işlediği suçun ağır suç oluşturup oluşturmadığına hukuk hâkimi, ceza hukukunun buna ilişkin kurallarıyla bağlı olmaksızın karar verecektir.
Maddenin (2) numaralı bendinde “Murisine veya ailesine karşı kanunen mükellef olduğu vazifeleri” yerine daha anlaşılır bir ifade olarak “Mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülükleri” terimi kullanılmıştır. Bu değişiklik de 1984 tarihli Öntasarının düzenlemesine uygundur.
IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:
1-) ZGB:
B. Enterbung
I. Gründe
Art. 477
Der Erblasser ist befugt, durch Verfügung von Todes wegen einem Erben den Pflichtteil zu entziehen:
1. wenn der Erbe gegen den Erblasser oder gegen eine diesem nahe verbundene Person eine schwere Straftat begangen hat;
2. wenn er gegenüber dem Erblasser oder einem von dessen Angehörigen die ihm obliegenden familienrechtlichen Pflichten schwer verletzt hat.
2-) CCS:
B. Exhérédation
I. Causes
Art. 477
L’héritier réservataire peut être déshérité par disposition pour cause de mort:
1. Lorsqu’il a commis une infraction grave contre le défunt ou l’un de ses proches;
2. Lorsqu’il a gravement failli aux devoirs que la loi lui impose envers le défunt ou sa famille.